Mucize.

Pelin Dilara Çolak
2 min readNov 4, 2020

Bugün üzerine düşündüğüm ya da düşünmeye düştüğüm kavram “mucize” idi. Twitter’da yaptığım bir tartışmada benim mucizeyi akıl yoluyla kavranamayacak, doğaüstü olay olarak tanımlamama karşın bir kişi Prof. Dr. Sinan Canan’dan alıntı yaparak “Mucizeyi insanı aciz bırakan” olarak tanımladı ve yine alıntılayarak ekledi “Bilimde insanı aciz bırakan bir konu göremiyorsan bilimi hiç bilmiyorsun demektir.”

Katılmıyorum.

Peşinen söyleyeyim, ifadelerimde mucizelere inanmıyorum veya mucize yoktur anlamına gelen hiçbir cümle yer almıyor. (Her ne kadar mucizelere inanmasam da). “Üniversite bilimin evidir, bilimde mucize olmaz, üniversiteler yaşam ve ölümü mucizelerle açıklamamalı.” odağında dönen ifadelerim aslında biri bilim, diğeri mucize olan iki kavramın kendi doğalarına işaret ederek nitelikleri arasındaki uyuşmazlığı göstermeye çalışıyordu.

Arapça ˁcz kökünden gelen muˁcizat kelimesi 1. insanı aciz bırakan şey, 2. Kuran’a göre peygamberlere mahsus olan doğaüstü eylem sözcüğünden alıntıdır. Yapılan bu tanımların birincisi odağında mucizeyi insanı aciz bırakan şey olarak ele alıp “Bilimde insanı aciz bırakan çok şey vardır, demek ki bilimde mucize vardır” demenin kendisinde epistemolojik bir sorun var: Bu acizlik bir mevcudiyeti mi ifade ediyor yoksa mutlak bir engeli mi?

Eğer doğanın insan aklını aştığını, hakkında hiçbir koşulda bilgi edinilemeyeceğini iddia ediyorsan bilim yapamazsın. Çünkü bilim esasında evrenin/maddenin gerçek olduğu, kendine özgü bir sistemi olduğu ve bilinebileceği ön kabullerine dayanır. Bilimsel araştırma adı verilen çabaların tümünün dayandığı esas budur, “bilinebilirlik”. Septik bir bilim tanımı gereği mümkün değildir. Tanrının varlığı gibi metafizik konularda (ki metafizik olduğu da şüphelidir, tanrının varlığı konusunun evrenin başlangıcı sorunu ile sıkı sıkıya ilişkili olmasından dolayı bilimsel olarak incelenmesi gerektiğini savunan bilim insanları vardır) agnostik tutum benimsemiş bilim insanlarına işaret edilebilir fakat konu depremde bir binanın çöküşüne bağlı olarak yaşanan ölümler ve sağ olarak kurtulmuş kişiler olduğunda agnostik bir tavır benimseyecek son merci, bünyesinde mühendislik fakültesi barındıran üniversite olmalıdır. Mucize aklın kavramakta aciz kaldığı doğaüstü bir etkiye dayanması açısından öngörülebilir değilken, bilim doğada olup biteni öngörmeyi amaçlar. Dolayısıyla iki kavramın bir arada kullanılması kesin olarak çelişiktir. Bunu söylemek için bilim insanı olmaya gerek yoktur, kavramların kendi tanımına bakmak yeterlidir.

Binlerce yıl önce yağmurun yağması, güneşin bir kaybolup bir görünmesi, hasta birinin iyileşmesi, suların çekilmesi de birer mucizeydi. Ama şimdi değil. Hala bilinemeyen çok şey var fakat bilinemeyenin sınırları gün be gün daralıyor, mucize kategorisinde olan şeyler öngörülebilir hesaplanabilir şeyler listesine ekleniyor. Bu yüzden şu an insanı aciz bırakan durumların var olması bilmeye dair ilkesel bir engel olduğunu değil, sadece mevcut bilginin bunu anlamak için yeterli olmadığını gösteriyor. İnsanı aciz bırakan şeyler vardır önermesini kuran biri hemen ardından şu soruyu yanıtlamak durumundadır, insanı aciz bırakan şeyler her daim mi olacaktır? İnsan hep aciz mi kalacaktır? Mevcut bilgisizliği ilahi olayların kanıtı olarak kullanmak teoloji de dahi saygı görmeyen bir yöntemdir. Bilim yapan insanların böylesi bir tavra sahip olması yapmakta oldukları araştırmalara güveni sarsmaktan başka hiçbir şeye yol açmaz. Doğayı doğaüstü nedenlere dayandırmadan bilebiliriz. Bence inanmamız gereken en önemli şey bu.

--

--